6 Nisan 2010 Salı

0

Pek çoğu düştü. Geriye kalanların arasında anlatılarak yaşatıldılar. Yaşadıklarını zannedip yaşayanların ruhlarında ölümü tekrar tattılar. Hiç durmadılar. Ta ki bir gün anlatacak biri kalmayana kadar.

O anda hafif bir sarsıntı oldu. Ayakların altındaki yer, başını eğecek değerde bir vücut kalmadığını anlayınca köpürdü. Mavi gök selam verecek bir arkadaş bulamayınca yaşları ile sel oldu. Arada kalan galipler sonunda galip olsalarda bu toprakların onlara kalmayacağını anladı. Kaçtılar. Ardından yer ve gök üzüntülerinden bir oldular. Toprak üstüne düşen son sevgilisini de efendisine götürmek için aralandı. Kaçanlar bu olanları göremedi.

Efendi bir kulunu seçti. O'na son kez anlatma görevini verdi. Galipler bir sabah uyandıklarında O aralarındaydı. Galipler tek tek kendilerine gerçekten galip olup olmadıklarını soruyorlardı. Aldıkları cevap hep aynıydı: "Evet, biz galip olduk". Verdikleri her cevabı sanki yüksek sesle söylüyorlarmış da O'da duyuyormuş gibi hemen bir cevap da O veriyordu: "Hayır, efendi galip geldi".

Mutsuzluğunu dindirmeye çalışan gök, hıncını topraktan alıyor; toprak çamur olup üstündeki dağları yutuyor, dağlar son kaya parçasına kadar un ufak olana kadar çatırtılar içinde yok oluyorlardı. Etrafta galipler harici bir canlılık belirtisi görülmüyordu. Onlarda bu hengamenin içinde nereye kaçacaklarını bilemiyorlardı. Oysa onlardı galip gelen. Sözleri vardı aldıkları Kahin'den. Gözleri Kahin'i arıyordu. Ama hiçbiri bulamıyordu onu.

O anda ellerini kaldırdı Efendi'nin seçtiği. Dudakları kimsenin anlamadığı kelimeler mırıldandı. O'nu görenler bulunduğu yer çökecekmiş, dağlar üstüne düşecekmiş ve onları yutacakmış korkusuyla arkalarına bile bakmadan kaçmaya başladılar.

Ellerini indirdiğinde Seçilen, güneşin sıcak kolları kavradı toprağı, mutsuz bulutların arasından. Hıçkırıkları dindi göğün. Dağlar duruldu. Galipler şaşkın, kesik nefeslerle koşmaya ara verdiler. İşte böyle başlandı dünyanın üstünde anlatılan son olmasa da bu seferki galiplerin dinleyeceği son hikayenin anlatımı. Öyle bir hikayeydi ki, anlatan hiç susmadan dünya döndükçe anlatsa sadece evrendeki bir kum tanesinin kapladığı yer kadarını anlatabilirdi.