O an gördüm ilk defa kanatlarını. Güneşin kararmaya başlamasından biraz önce, yağmurun ilk damlalarının düşmeye başlamasından biraz sonraydı. Kılıcımı kalbine sapladığımda sadece gözlerimin içine bakmıştı. Ne bir üzüntü vardı gözlerinde, ne bir suçlama. Tek kelime döküldü dudaklarından: "affettim".
Ardından gözlerinde, benim görmek için hayatımı harcadığım ışıltıyı gördüm. Cennetin kapıları açılmıştı önünde. Ama dönmek için kan döktüğüm bu yerde ben değil O olacaktı. Kapılar ardından kapandı. Son Anlatıcıyı'da ben öldürmüştüm. Artık oraya gidecek kimse kalmamıştı yer yüzünde. Geriye kalan bizler bu kıyamette yok olup gidecektik.
O an Kahin'in bizi kendi kaderine yoldaş yapmaya çalıştığını anlamıştım. "Kader değiştirilemez" diyen babam gelmişti aklıma. Kaderimi değiştirmek elimde değildi. Kaderimin bu olacağını da biliyorsa Efendi, neden beni durdurmamıştı. Eğer Efendi benim kaderimin bu olmasını istiyorsa o zaman O da bunların gerçekleşmesini istiyordu.
Hayatlarımız boşunaydı o zaman. Kimin ölüp, kimin yaşadığının bir önemi yoktu. Tüm seçimler yapılmıştı. O sadece benim gözlerimden karşımdakini öldürmemi izlemek istiyor, karşımdakinin gözlerinden de ölümü tatmak istiyordu. Ya da benim bunu yapmayacağıma inanmak istiyordu.
Kılıcımı cansız bedenden çıkarmadan bıraktım. O son nefesini verdiğinde önce yağmur şiddetlendi. Yer sarsılmaya başladı. Karşımdaki dağlar sanki kaya değilde kummuş gibi ufalanarak yerle bir olmaya başladılar. Güneş çoktan kararmış, yerini karanlık kusan bulutlara bırakmıştı.
Kaçamadım da. Sadece baka kaldım. Arkamda on yıllar boyunca son Anlatıcıyı arayan güruhun dağılmaya yüz tutmuş topluluğundan bir kişi bile bana ne olduğunu önemsemiyor, canlarını kurtarmaya çalışıyordu. Bir anda cansız beden toprağın içine gömüldü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder