18 Şubat 2011 Cuma

2

Aynalardan birinde bir yalım belirdi. Tüm aynalar aynı yalımı gösterir oldu. İsteyen gördü, bildi, tattı, acıdı ve anlayamadığımız daha pek çok şey oldu, oldurdu. İstemekti onun için yeterli olan. Bundan sonra geriye kalan sadece izlemekti.

Sonsuzluğun varlığını bilmek pek çok zaman akıllarda herhangi bir etki yaratmaz. Bu varlığın ne için olduğunu düşünmekse pek azı için meşguliyet sebebidir. Olanlar olmazdan önce, daha yazı değil, konuşma değil, ses değil, silüet bile yokken ortada, yalımın aynadaki dansından çok az sonrasından beri sadece onlar vardı. Galipler ve Kaybedenler bile yoktu.

Yalımın bir parçasıydılar. Yalım nasıl salınıyorduysa aynada, öyle salınıyorlardı sonsuzlukta. Pek çoğunun aksine de neden burada olduklarını biliyorlardı. Aynı zamanda bu sonsuzlukta yalnız olmadıklarınıda. Böyle başladı onların serüveni. Yalım aynalarda aksettikçe bir gün gelipte söneceğinin farkında olarak, O yitmeden karanlıkların içinde hızla aramaya başladılar hedeflerini.

O'nun peşinde yalım gibi salındılar her yanında aynaların. Mefhumsuz, yaşsız, ama karşılacaklarından haberdardılar. Dört bir yanı çevirdiler; tek görülmedik gün doğumu, tek basılmadık toprak kalmayana kadar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder